Prof. Dr. İrfan Gündüz, Allah dostu ‘Mevlana’yı anlattı « 34GÜNDEM

SON DAKİKA

Prof. Dr. İrfan Gündüz, Allah dostu ‘Mevlana’yı anlattı

Mevlana Celaleddin-i Rumi, yüzyıllar öncesinden bugüne seslenen “Ne olursan ol yine gel” çağrısıyla insanlığı iyilik ve güzelliğe çağıran bir Allah dostu. Ölümü, Allah’a kavuşmanın müjdesi sayan öğretisiyle insanlığı Allah yoluna davet eden ve Anadolu’nun yetiştirdiği bir tasavvuf ehli.
Her yıl 17 Aralık’ta Şeb-i Arus törenleriyle anılan Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi, İbn-i Haldun Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz anlattı.

Bu haber 17 Aralık 2020 - 16:34 'de eklendi ve 3 views kez görüntülendi.

Şeb-i Arus ne demektir, Mevlana Celaleddin-i Rumi Şeb-i Arus’u nasıl tarif etmektedir?

– Şeb-i Arus Hz. Mevlana’nın ölümü öldürdüğü bir düşüncenin ilanı demektir. Ölümü güzelleştiren Hz. Mevlana, Şeb-i Arus’u düğün gecesi ilan etmiş. Şeb, Farsça gece demek, Arus ise düğün demek. Düğün gecesi, bu bakımdan Hz. Mevlana Şeb-i Arus ile esasında Allah’a kavuşmanın, vuslatın ve ayrılığın bittiği gün diye ifade etmesi açısından çok önemlidir. Çünkü İslam tasavvufunda ölüm yok oluş demek değildir, yepyeni bir dünyaya gönlün ve kapıların açılması anlamına gelir, bu yüzden Mevlana diyor ki, “Ben öldüğüm zaman arkamdan ağlamayın çünkü bu gidişim benim rabbime kavuşma gidişimdir, vuslata doğru yürüyüşümdür. Bunu bir bayram gibi telakki edin.”

O bakımdan ben Şeb-i Arus’u Hz. Mevlana’nın ölümü öldürdüğü gün diye dile getiriyorum. Çünkü tasavvufta biz aslımızdan koparak bu dünyaya gelmişiz. Aslımız, ruhumuz cennetten gelmiş. Cenab-ı Hak, “Ben azimüşşan, kendi ruhumdan nefhettim” diyor. Rûhumuz cennetten bedenimize girmiş bir nefha-i Rabbani o yüzden biz tekrar ölümle tekrar aslımıza dönüyoruz. Asıl kopup geldiğimiz vatanımıza kavuştuğumuz gün olduğu için bunu Mevlana “düğün gecesi” diye telakki etmiş. Bu bakımdan bizim kültürümüzde Hz. Mevlana, “Benim mezarımı sakın ola ki yeryüzünde aramayın, bizim mezarımız, sevenlerin sineleridir. Bizi seven gönüllerde saklıyız.” ifade ediyor.  Bugün 747. yılını kutladığımız Şeb-i Arus’da görüyoruz ki 747 senedir Mevlana ölmemiş, hala dipdiri aramızda duruyor ve bize nasihatleriyle yol gösteriyor.

“İNSANLARI ALLAH’A ÇAĞIRAN ESTETİK BİR ÜSLUP”

Hz. Mevlana’nın öğretisinin temeli nedir?

– Hz. Mevlana, 13. yüzyılın yolumuzu aydınlatan en önemli fenerlerinden, bizim medeniyetimizin beşiklerinden birisidir. Ahmet Yesevi’den başlayıp Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana bu çizgi bizim hamurumuzu yoğuran en önemli kültürümüzün kaynaklarından birisidir. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin üç temel üzerine inşa edilmiş kişiliği var; ilim, aşk ve hikmet. İlim tarafı, babası Sultan-ul ulama adıyla maruf Bahaeddin Veled, ilmi ondan ve onun çevresinden alıyor.

Hikmet, bugün kaybettiğimiz hikmet. Hikmet dediğimiz, ilahi emir ve yasakların niçin ve nedenlerini ortaya koyan ilim demek. Namazın nasıl kılınacağını anlatan değil, niçin kılınması gerektiğini anlatan ilimdir hikmet. Suretin arkasındaki saklı sireti, şeklin arkasında saklı esas özü ortaya koymaya çalışan. Hikmeti de Seyyid Burhaneddin Muhakkık Tirmizi’den almış. Üçüncüsü de aşk ve muhabbet, bunu da Şems-i Tebrizi’den almış. Bu üç temel üzerine bina edilmiş bir Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin kişiliği.

Son devir Mesnevihanlarından Mithat Buhari Baytur Bey’in bir Mevlana Celaleddin-i Rumi biyografisi var. Orada, Fütühat-u Mekkiye’den naklettiği bir cümle bana göre Mevlana’yı anlatan, onun kültürümüze kazandırdığı değerleri ortaya koyan spot bir cümle gibi.

Mevlana Celaleddin-i Rumi babası ile birlikte Afganistan Belh’ten Moğol istilaları dolayısıyla Konya’ya doğru göçe niyetleniyorlar, gelirken Şam’a uğruyorlar. Şam’da Muhiddin İbn-i Arabi’yi ziyaret ediyorlar. İbn-i Arabi diyor ki, “Bahaeddin, şu Celaleddin’e çok dikkkat et. (O zaman Celaleddin 12 yaşlarında.) Bu Celaleddin Hz. Davud’un kademi üzerine bir veli olacak. Müridanı ve kendisi Muhammed-i feyze ve Yasin Suresi’nin sırrına mazhar olacaklar.” diyor ve onlar ayrılırken de ekliyor: “Heyhat, bir okyanus bir ırmağın peşine takılmış gidiyor.” Mevlana’yı, 12 yaşında çocuk, okyanus kabul ediyor, babası Bahaeddin Veled’de bir ırmak, onun arkasına takılmış gidiyor.

Bu sözden ben nasıl Davud’un kademi üzere bir veli olunur diye İbn-i Arabi’nin Fusus-ul Hikem’inde yakaladım. Hz. Davud aleyhisselamın peygamberliğinin özelliklerini anlatıyor İbn-i Arabi. Davud aleyhisselamın sesi çok güzel, o güzel sesiyle Zebur’u okuduğu zaman sadece insanlar ve hayvanlar değil, dağlar ve ağaçlar da etrafında dönermiş. Bugün Şeb-i Arus törenlerinde semazenlerin dönüşü esasında kaynağını bundan alır, Kur’an-ı Kerim’den alır.

/Avaze-i bu aleme davud gibi sal / Baki kalan bu gökkubbede bir hoş sada imiş.

Hz. Mevlana’da tezahür eden Davudi özelliğin ikinci ayağı, hayatın içinde bir tasavvuf anlayışı getirmesidir. Maden devrinin ve metafiziğin peygamberi olan Hz. Davut, elinde demiri mum gibi eriterek, su gibi akıtarak zırh dokumuş, erittiği demiri kalıplara dökerek istenilen metal eşyayı üretmiştir. Kimseye yük olmamış, elinin emeği ile geçinmeyi öğütleyerek sanatın ve sanatkarlığın önemine işaret etmiştir. Bu yüzden Hz. Davut için, “Elinde demiri mum gibi eriten, dağları ve ağaçları etrafında yürüten peygamber” diye söylenir.

Hz. Mevlana da estetiğin sihirli etkisini kullanarak en katı kalpli insanları bile kolaylıkla irşad etmeyi başarmıştır. Konya’da sarraflar çarşısında sema ayinine girerken dağ başı dervişliğini değil çarşı içinde bir dervişliği tercih ve teşvik etmiştir.

Burada gerçekten Hz. Mevlana insanları irşad ederken, “İnsan kulağından sulanır” diyor. Bunun için sözün güzelini kullanmış, sesin güzelini kullanmış, sazın güzelini kullanmış. Bu estetik unsurları kullanarak insanı irşad etmek, ona yaratılışının hikmetini anlatmak üzere musikiyi de bir irşad aracı olarak kullanmış. Bana göre Mevlana’nın en önemli öğretisi budur.

Bizim kültürümüzde zurnayla yılan oynatılır, ritimle deve güdülür, kavalla koyun güdülür, mehter marşıyla asker ailesi ve yavuklusu zihninden silinerek ölüme gülerek götürülür. Bu neyi gösteriyor, aynen o ayette söylendiği gibi güzel ses, güzel söz, güzel saz. Bunun üçü bir araya geldiği taktirde onun sadece insanları değil, hayvanları değil hatta ağaçları ve dağları etkileyecek sihirli bir güce sahip olduğunu ifade eden unsur. Ki bugün batıda biyolojide kullanılıyor, botanikte kullanılıyor hatta ruhi rahatsızlıklarda akıl hastalıklarının giderilmesinde musiki en etkili bir tedavi yöntemi olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Mevlana’nın bize getirdiği en önemli öğreti estetik her unsuru, insanları irşad etmekte ve onları Allah’a yöneltmekte en etkili bir vasıta olarak kullanmasıdır.

Dolayısıyla da tarih boyunca Mevlevi tekkeleri bizim bir güzel sanatlar üniversitelerimiz gibi, güzel sanatlar fakültelerimiz gibi ya da güzel sanatlar endüstri meslek liseleri gibi tarihimizde pek çok yetişmiş sanatkâr, müzehhip, musikişinas hep bu tekkeden çıkmıştır.

“İNSANLAR MEVLANA’NIN İZAHLARINDA KENDİLERİNİ BULUYOR”

Hz. Mevlana’nın insanlığa çağrısı nedir?

– Bugün, Hz. Mevlana bir âlim bir şair bir mutasavvıf ama bir hâkim aynı zamanda çok iyi bir müfessir, ayetlerin yorumcusu. Hadislerin çok iyi bir yorumcusu. Mevlana ile İbn-i Arabi’yi kıyasladığımız zaman bunların ikisi mesajlarını insan merkezli vermişler. Sadece Müslümanı hesaba katarak değil. Yahudi, Hıristiyan, Budist, Ateist, Mecusi ne olursa olsun.

O, insana göre mesajlarını vermiş. Ayetleri yorumlarken de gerçekleri anlatırken de hep insana dönük yorumlar yapmış ve dolayısıyla bugün batı dünyasında Mevlana sosyetesi gittikçe artarak devam ediyor. Mesela Amerika’da bestseller kitaplar arasında Mesnevi hep vardır. Sebep ne, insanlar Mevlana’yı okuduğu zaman onun izahlarında kendisini buluyor. Kendi içinde taşıdığı bir uktenin çözüldüğünü görüyor.

Bir misal vereyim bununla ilgili, diyor ki: “Musa ile Firavun kıssasını sadece tarihte olmuş bitmiş de sonra arşivin tozlu sayfalarında kalmış bir olay olarak algılama. Esasında Musa ve Firavun kıssası, her insanın her an içinde yaşadığı dipdiri bir hadisedir.” Nedir o, Cenab-ı Hak, melekleri yaratmış. Melekler tek bir düzlemde yaratılmış, isteseler de isyan yetenekleri yok, itaatle mükellef. Bunun tam karşısında hayvanları yaratmış, hayvanlar da içgüdüleri, şehevi duyguları istikametinde yaşarlar, onların da akılları olmadığı için mükellefiyetleri yok, sorumlulukları yok. Ama Allah, insanoğlunun hamurunun yarısını meleki hasletlerden yarısını hayvani duygularla bir arada yoğurmuş. Dolayısıyla bu iki duygu sürekli iç dünyamızda birbirleriyle iktidar-muhalefet kavgası yapmaktadır.

O yüzden içimizin Musası var. Nedir o, ruhumuz, meleki hasletlerimiz. Bize içimizden iyiye güzelliğe davet eden ses: bu Hz. Musa’nın çığlığı. Bir de içimizde hayvani duyguların kaynağı, şeytanın içimizdeki vekili var o da nefsimiz, bütün hayvani duygularımızın kaynaklandığı onu besleyen damar, o da Firavun. Bu ikisi içimizin Musa’sı ve Firavun’u gönül dilimizde, kalp dilimizde birbirleriyle iktidar ve muhalefet kavgası yapıyorlar. Sen sen ol da, diyor Hz. Mevlana, gönül dilinde Firavun’u boğ, Musa’yı dirilt ki insan olasın. Eğer bir insan içindeki bu hayvani duyguları frenleyip nefsani isteklerini durdurup yerine meleki hasletlerini ön plana çıkarır ruhunun sesini hakim kılarsa o insan Cebrail’den daha yüce bir varlıktır.

Çünkü Cebrail’in kendi içinde yeneceği böyle bir direnci yok, kendi içinde yeneceği bir düşmanı yok. Tam onun tersi, insan gönül dilinde Musa’yı boğar da Firavunu diriltirse o insan da en vahşi ve adi canavardan daha beter bir yaratığa dönüşür. Şimdi düşünün, hiçbir yırtıcı hayvan karnı tokken avlanmaya çıkmaz, açken çıkar. Ama eğer bir insan hayvani duygularını eğer aklıyla kullanırsa gerçekten en yırtıcı hayvanlardan daha adi ve merhametsiz bir canavara dönüşür. İşte bu herkesin kendi içinde. Herkes kendi içine dönsün bir baksın, kendi içindeki Firavun’u öldürsün ve Musa’yı çıkartsın. O yüzden ben diyorum ki işte Hz. Mevlana’nın kazandırdığı en önemli şey meseleleri insan merkezli ele alıp onları çözümleyerek insanları yaratanına doğru yönlendirmesidir.

Mevlana’yı anlamanın yolu nedir?

– Mevlana’yı anlamak için Mevlana’yı okumak gerekir. Bugün Mevlana ve İbn-i Arabi bana göre anlaşılmamış ve aşılmamış iki büyük abide şahsiyettir bizim kültürümüzde. Bazı Mevlana’ya karşı çıkanlar var, onların ben Mevlana’yı tanıdığını zannetmiyorum. O yüzden Mevlana’yı okuyarak, okuyamazsanız dinleyerek anlamak lazım. Bize ilk gelen vahiy ikra, “Yaratan rabbinin adıyla oku.” Mesnevi’nin ilk beyti de “dinle”.

Gerçekten, “İnsan kulaktan ibarettir” diyor Hz. Mevlana, bizim kültürümüz semai bir kültürdür. Yani kulaktan aldığımızla biz kendimizi olgunlaştırır ve yetiştiririz. O yüzden Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler Kur’an okunduğu zaman çok iyi kulak verin, dinleyin” der. Hatta İmam-ı Gazali İhya’da da “İlim yoluna çıkan bir öğrencinin ilk alması gereken kulak eğitimidir.” der. Nasıl dinlenmesi gerekir bunu öğrenmesi lazım bir insanın. Öğrenmesini bilmeyen bir insan yetişmez. O yüzden Hz. Mevlana’yı hem okumak lazım okuyamazsan hiç olmazsa bilenlerden, ehlinden dinlemek lazım. Hz. Mevlana hala daha bizim açımızdan anlaşılması güç, anlatılması daha güç ama çok büyük bir gönül sultanı.

“Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…”
                                         Mevlana Celaleddin-i Rumi

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.